25 Mart 2009 Çarşamba

Can Dündar - Seçim

Can Dündar - Seçim



Yaşam, insanlara bazen ne zor seçimler dayatıyor.

Bir insanı, sol bacağıyla, hayatı arasında bir tercihe zorlamak kadar sevim­siz ne olabilir?
"Eşyalar toplanmış seninle birlikte/anı­lar saçılmış odaya heryere/sevdiğim o koku yok artık bu evde/sen...kadınım" diyen o gür sesin sahibinin bugün bir bacağını hayatına diyet olarak vermesi sizi de "seçim"e isyan ettirmiyor mu?



Ama bazen seçim imkansız gibi görünse de kaçınılmazdır.

Şimdi bazıları diyorlar ki; "Bu yaşam tarzı da Tanju Okan'ın kendi seçimiydi. Alkolle zehirledi vücudunu... dur durak din­lemedi".

Peki o tercihin nedeni neydi?

Bir yanda şöhret, kudret, para ve renga­renk bir hayat gözkırparken, neden dev bir sanatçı, yalnızlığı ve alkolü seçer..? Neden, pırıltılı bir yaşamın getirişinden vazgeçer?

Yaşamı bir gelir-gider çizelgesi olarak al­gılayanlar elbet bu seçime ilişkin sağlıklı bir "yoklama" yapamazlar. Çünkü onlara göre rasyonel bir insan seçim yaparken öncelikle "güç, kudret ve iktidar şansı" arar. iktidar şansı ol­mayan partiye oy verenler, mutluluk uğruna istikbal şan­sını tepenler, sevdiği kadının kokusu yok diye yaşadığı evden vazgeçenler, her talihsiz borsa oyuncusu gibi sonuçta kaybetmeye razı olmak zorun­dadırlar.

Lakin başka borsalarda, başka değerlerin prim yaptı­ğını göremezler.

Bazen bir inzivada dolu dolu ve sevgiyle yaşanmış kısacık bir dönemin, şöhretin sahte ışıkları altında parlatılmış upuzun bir hayata tercih edilebileceğini ve bu tercihin insana her türden finali gözealdırabilecek derin bir tutkuya dönüşebileceğini

anlayamazlar.

Seçimde oylarını istikbal garantileri yeri­ne tutkularından yana kullananlar ise, bu tercih şurasında olduğu gibi bedeli öderken de tek başına kalırlar.

İngiliz Kralı 8. Edward sevdiği kadın için tahtını terkettiğinde de kimse bu tercihe

anlam verememişti. Çünkü "ge­çer akçe" olan "tahf'tı ve bir ka­dın için koca imparatorluğun ni­metlerim tepmek "akıl dışı" sa­yılıyordu.

Birisini herşeyden vazgeçebi­lecek kadar çok sevmenin, insa­nın başına, hiçbir tacın sağlaya­mayacağı türden bir asalet hal­kası takacağını düşünemediler.

İngilizler, tahtsız kralın ardın­dan dövüne dursun, tahtsız kral da sevgisiz İngilizlerin haline acıdı durdu hayatı boyunca...



***Bir kez daha yazmıştım; "her seçim bir kaybediştir" diye...

Her tercih bir vazgeçiştir çünkü...

Sabah işe gitmekle, yatakta nefis bir mis­kinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz. Kalkar kalkmaz hayat binbir seçeneği da­yar burnunuzun ucuna... "Ne giysem" telaşından, öğle yemeğinde "Ne alırdınız" diye başucunuzda biten garsona, "hangi kanal­daki filmi izlesem" kararsızlığından, "bize oy verin" diye bağrışan partilere kadar herşey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar.

Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz. Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muh­temel bir tanışıklığı tepersiniz. Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köf­teden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanal­daki film, o anki ruh halinize daha uygun­dur.

Ama yaşam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez. Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yaşama şansınız yoktur.

Bu seçim oyununda vazgeçtiğimiz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır.

Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir.

Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, ba­zen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kal­maz.

Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla pay­laşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir.

Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz.

Herşeyin sıradanlaştığı bir dünyada ba­zen kaybetmek en doğru seçimdir.

...ve o dünyada en yerinde tercih; vazge­çiştir.

CAN DUNDAR


Ben Buyum... Olduğum Kadarım...


Hiç Bir Şeye Yetemediğin Anlar Vardır..
Yasadigin her seyin sabun köpügü oldugunu anladigin,,
Baloncuklar teker teker patlarken herseyi kaybettiginin farkinda olup da,,
Hiç bir sey yapamadigin...
Binlerce cevapsiz soru içinde, hayata cevapsiz kaldigin...
Ve kimseyle konusmak istemeyip,,
Kendine çagrilarini bile mesgule aldigin...
"Ben güçlüyüm" yalanini her söylediginde aynaya,,
Yüzün kizarir böyle zamanlarda...
Hayat güçlüdür..
Gerçegi bilmek kimseye bir sey kazandirmayacagindan,,
Herkes kendi gücüne inanmak ister.
Sonra bir anda Sessiz bir sabaha gözlerini açarken,,
"Hayir" dersin..."güçlü falan degilim bennn."
Bir anda tüm mücadeleden vazgeçersin....
Tüm kavgalarindan.
Her seyi oldugu gibi birakmak,,ayak uydurmak istersin..
Sessiz bir kabullenmislige bürünürsün...
"Oldugu kadar" cümlesi,,girip yerlesir hayatina.
"Olmali" kelimesi terk edip gider cümlelerini..
Oldugu kadar yasamaya baslarsin,, oldugu kadariyla..
Beklentiler,,hayaller bos gelmeye baslar artik.
Kimse senden bir sey beklemesin istersin,,
Sen hayattan bir sey beklemezken....
Yorgunlugun,yilginligin arttikça zincirler seni,,
Birakip kaçma, yeni hayaller kurma,,
Yeni bir seylere baslama hevesi yasamindan uzaklastikça...
Asla bitmeyecek yorucu yokuslar gibi isteksiz birakir seni,,
Hayata karsi...
"Ben buyum" dersin,,
"Oldugum kadarim"
"Çabalamanin anlami yok daha fazlasi için" dersin
Ve KAYBEDERSİN...

Gelmese miydin ?

Gelmese miydin


Kaç kez ağırladım seni
Kaç başka biçimde

Kaç kez salındım
o ağır aksak ritimle
Umudu çeker gibi çektim içime
Hep / sen diye

Kaç yalan demledim
Zamanın çakırkeyfliğinde
Kaç küfür salladım
sabahın gerçeğine

Hep yağmur sonrası buğu kaçardı genzime
Kararırdı gözlerim sen görürdüm herşeyi
Tenimle yakardım hoşgeldinleri
Bakardım da sonra / kirpiklerim aralandığında
Hoşbulmazdım hiçbir şeyi...
Acı bir keşke ekşirdi midemde
Kusardım senli düşlerimi...

....

(Geldin sonunda
beklemek ağrısı bir şey değilmiş,
geç kalmışlığın sancısı yanında)

şimdi gözlerin doğunca bu kente
Sabah seherliğini bilince
Ve ben apaçık görünce
Tüm yenilmişliğimi
Eskimişliğimi
Bulvarlarımın nice köhnemişliğini

Susarım elbet
Kana kana içmek istesem de seni
Kanayan dudaklarıma inat / susarım

...

Son bir hoşgeldinim kalmıştı
Onu da demincek sallandırdım eşikte
Isyan eder de dilim / söyleyiverir diye...

Haydi şimdi
Git / selametle
Oyalanma fazla
Iflah olmaz bu kentte

Tek / acılarını bırak giderken
Yoldaş olsun diye benimkilere

Gülsen Destanoglu

Seni Seviyordum - İclal Aydın

Seni Seviyordum....

Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi...

Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi

İnsan hergün anımsarmı aynı gözleri

SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu

Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesden başkaydı işte...

Güldüğü zaman yukarıya bakardı;

Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...

Ne güzeldiler sen bilmiyordun...

BEN SENİ SEVİYORDUM...

Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler

Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu

Geri dönüyordu, çoğalıyordu

Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteliyişim oluyordun

Kalp ağrısı oluyordun,

Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,

Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,

Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk

Cesurduk...

Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kızmızıydı bütün karanfiller...

Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...

Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun

Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra

Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları

Derken bir gün uzaktan gördüm seni...

Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı

Kalbimi acıttı her zaman ki gibi...

Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun

Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi...

iclal aydın

Ve Yine O Beyaz Işık

Ve Yine O Beyaz Işık



Taze çikmis hayatimin üzerine,

Parça parça serpilmis bayat hayaller,
Tekrari oynatilan rüyalar...
Son kullanimina saniyeler kalmis kaderim var benim!
Nere gitsem çaresiz,
Nere gitsem yanmis,kirilmis,dökülmüs..

Sonsuza tekrar eden rüyalardan,
Uyandigim bir sabah,
Her zamanki yerinde,
Aydinliga kandiran beyaz bir isik..
Yaklastikça gözleri kamastiran,
Açiga çiktigin hissi veren bir isik..
ilerliyorum..
Hersey bitecek hissiyle
Ilerliyorum...
Karanligin tam ortasindayim halbuki..
Bilmiyorum..
Ama ilerliyorum..
Canimi acitiyor isiklar..
Ruhuma dokunuyor bayat umutlar..
Ama ilerliyorum..
Safligimla,
Sana kavuscak umudumla,
Tüm benligimle..
Ilerliyorum..
Saniyeler kalmis sonuma,
Saniyeler kalmis kavusmamiza,
Bekliyosun biliyorum,
Isiktasin hissediyorum,
Ruhuma isleyen tüm aciya ragmen,
Sen için,
Ilerliyorum..
Azalirken zaman,
Et tirnaktan ayrilirken,
Can bedenden çikarken,
Ruh kalbimden koparken,
Sana geliyorum askim..
Gölgeni gördügüm anda..
Perdeleri kapaniyor gözlerimin,
Beynimden gözlerime akan,
Sicacik kani hissediyorum..
Ardindan uykuya daliyorum...
Günler,aylar,yillar geçti zannedip..
Sonsuza tekrar eden rüyalardan,
Bir baska sabaha uyaniyorum..
Ve yine o beyaz isik.....

Murat KÜÇÜK

 

Bir Hayatın Serzeniştesi. Design By: SkinCorner